--------------

::ABDUSSAMET kuran HATmi (mp3 20 mb rapidlink)

::SONSUZ AZAP YURDU CEHENNEM (video 70mb rapidlink)


::Dünya Atlası
br>

::EMİNE ERBANİ KÜRTÇE HALAY MÜZİKLERİ

::Görünenin Ötesine Yolculuk

::Windows HATALARINI ÇÖZÜP, ONARIYOR

::Hardiskte BAD Bölgeleri Onaran Program

::Pixel Hataları BULAN Program

::Pixel Hataları TAMİR EDEN Program

::Hızlı Okuma Programı

::feng shui meditasyon müziği
İslam - Blogcu




İslam

  • 9/11/2009 - domuz gribi tehlikesi
  • BUGÜN BİR İYİLİK DAHA YAPIN ARKADAŞLARINIZLA PAYLAŞIN OLUR MU?

    DOMUZ GRİBİ AŞISI GERÇEĞİ
     
    Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış:

    GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı.

    Baxter International’ ın H1N1aşısı.

    Her ikisininde henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış.

    Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent .

    Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerdede durum farklı değil.

    Bu aşılar yapıldıgı takdirde:

    -Guillain-Barre sendromu

    -Vaskülit

    -Felç

    -Anafilaktik şok

    -ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.


    Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz. 
     
    ŞİMDİ OLAYI İSTERSENİZ TÜRKÇE KONUŞALIM
     
    1-DOMUZ GRİBİ AŞISINDA DOMUZ KANI VAR..
    2-BU AŞININ İÇİNDE KISIRLIK YARATAN YAN ETKİ VAR.
    3-BU AŞININ İÇİNDE İNSANIN GENETİK YAPISINI BOZAN MADDELER VAR.
    4-BU AŞININ İÇİNDE DÜNYADA BİR NUMARALI KANSOROJEN MADDE ÖZELLİĞİ TAŞIYAN FORMALDEHİT BULUNUYOR.YANİ AMERİKA YASAKLI OLAN AVRUPADA YASAKLI OLAN BİR MADDE..(AMERİKADA BU AŞIYI VURULAN VATANDAŞ DEVLETE DAVA AÇMIŞ)
     
    ŞİMDİ İŞİN SOSYOLOJİK BOYUTU
     
    1-ALMANYADA HÜKÜMET YETKİLİLERİ BÜROKRASİ KESİMİ CİVASIZ AŞIYI KULLANIRKEN, HALKA CİVALI AŞI KULLANACAKLAR BU HABER ALMANYADA DUYULUNCA HALK AYAKLANDI- ÜLKEMİZE GELEN İLK PARTİ AŞI (500 000 AŞI) CİVALI HABERİNİZ VARMI.
     
    2-KUŞ GRİBİ HASTALIĞININ İLACI OLAN TAMİFULU İLACININ FİRMA SAHİBİ Donald Rumsfeld (amerikanın 3. etkili adamı) idi VE 2 MİLYAR DOLAR KAZANDI. ŞİMDİ BU HASTALIĞIN İLACI OLAN FİRMALARIN HEPSİNİN YAHUDİ FİRMASI OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ..
     
    3-TÜRKİYE DE CİDDİ OLMAMASINA RAĞMEN SÖZDE BİR KAÇ İLDE ESKİLERİN AJAN LAWRENCE LERİ GİBİ ÜLKEMİZE SOKULAN SÖZDE SANAL HASTALIK İLE HALKI KANDIRAN BU ÜLKE YÖNETİCİLERİ, HABERLERDE YAPILAN DOMUZ GRİBİ HABERLERİ İLE HALKI PSİKOLOJİK OLARAK BASKI ALTINA ALIP KENDİLERİNCE ALINACAK 43 MİLYON AŞININYANİ 1 MİLYAR DOLARLIK AŞININ BAHANESİNİ OLUŞTURDUKLARINI BİLİYORMUSUNUZ.
     
    4-HİÇBİR ÜLKEDE, HATTA ÖLÜMLERİN YAŞANDIĞI ÜLKELERDE BİLE ÜLKE HALİNDE BU KADAR AŞI TALEBİ OLMAZKEN NEDEN TÜRKİYE KOBAY ÜLKE OLARAK DENENİYOR..

    Domuz gribi aşısını ilk kullanacak olan ülke Türkiye yani kobay


     
    5-DOMUZ GRİBİ HASTALIĞININ KENDİ KENDİNE OLUŞABİLECEK BİR EVRESİ OLMAYAN HASTALIK OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ. YANİ ÖZEL LABARATUARDA ÖZEL HAZIRLANMASI GEREKEN BİR HASTALIK OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ.

    75 yaşındaki virüs uzmanı Adrian Gibbs, `Yaptığım incelemede bu virüsün
    bir laboratuardan çıkmış olma olasılığını çok yüksek olarak buldum`dedi”

     
    ŞİMDİ ASIL DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN ŞEY
     
    1-İSRAİLİN TEVRATTA ARMEGEDDON SAVAŞI YAPACAK VE SADECE 144.000 KİŞİ KALACAK DİYOR. BU SAVAŞ İLLA SİLAHLA OLACAK BİR SAVAŞ OLMADIĞINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE. BU BU SALGIN HASTALIKLARIN HEPSİ LABARATUAR DA HAZIRLANAN HASTALIK OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE VE İLAÇ FİRMALARININ HEPSİNİN YAHUDİ KURULUŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, SİZCE SONUÇ NE ÇIKIYOR...
     
    2-HACCA GİDECEKLERE BU AŞI VURULACAK MIŞ... ŞİMDİ HACI ADAYLARINA DİYANETE SORUYORUZ. HARAMLA TEDAVİ OLUNMAZ HADİSİ ŞERİFİ VARKEN, VE DOMUZ GRİBİ AŞISININ İÇİNDE DOMUZ KANI VARKEN, BU AŞIYI ALAN HACI ADAYLARININ HACCININ KABULÜNÜ VE SAĞLIĞINI NASIL HİÇE ATILABİLİR.
     
     


     
    BU ARAŞTIRMA YAZISINI MUTLAKA OKUYUN...

    Yakın bir zamana kadar, DNA, içine girilmez bir alandı. Ama bugün çok net biliyoruz ki, genetik sarmallar rahat açılabiliyor ve istenildiği gibi kromozom dizilişine eklemeler, çıkarmalar yapılabiliyor 


    Genetik yapısıyla oynanmış gıdalar, doğrudan genetik yapıyla ilintilenen aşılar, tıpkı bilgisayarımıza şu veya bu şekilde giren virüs programları gibi, kendini sistemle entegre eden programlarla pekala insan genini değiştirebiliyor, yapısını bozabiliyor ve hatta yavaş yavaş ölümüne yol açabiliyor


    Dolayısıyla, bugün pratikte yapılmasa da, kanatlı atların, insan formunda hayvanların, domuzlaştırılmış varlıkların, yarı maymun yarı insan yaratıkların ortaya çıkması an meselesidir Çünkü bunun mümkün olabileceği artık biliniyor. Yapılmıyorsa sebebi; İsrail’deki din adamlarının gücü, Hıristiyan ruhanilerinin ahlaki istinat duvarlarıdır 



    Yakında,  insan beden malzemelerinin üretildiği laboratuarlardan söz edilirse şaşmayın. Bunların dini ve hukuki boyutları yıllardır tartışılıyor. Hızla o yöne doğru gidiyoruz Bunun için şeytan da elinden gelini yapıyor. Dünyadaki sürgün hayatı bir an önce bitsin diye, saklı ve gizli telkinlerle insanlığı yıkıma sürüklüyor. Siyasi tabirle insanları kışkırtarak, “tanrıyı kıyamete zorluyor” 



    İşte domuzlaştırma operasyonu da bu çalışmalardaki son merhaledir Bu kadar açıklamanın hülasasına gelince 

    Biliyorsunuz son olarak Domuz Gribi diye bir hastalık gündemde. Ve tabii aşısı da Dünyada haysiyet sahibi bilim adamlarından aşıya ciddi tepkiler var. ‘Bu aşı, bir hastalığı yok etmek için üretilmedi, aksine insanlığa yeni bir hastalık taşımak için üretildi.’ diyorlar.
     


    Hayır, sizi temin ederim bu aşı sadece hastalık getirmiyor, transgenetik ‘terminatör genler’ de içeriyor. İnsan tabiatını yavaş yavaş meshedecek ve onu başka bir varlığa dönüştürecek genler

    Beni şaşırtan ve kahreden ise, Türkiye’nin, Sağlık bakanımızın eliyle bu belaya sürüklenmesidir. Bu belayı insanlığın başına biz sarmışız gibi, aşı uygulamasında pilot bölge yapıldık. Efendim bilmem kaç milyon insan risk altındaymış da aşı yapılmazsa bilmem kaç bin insan ölecekmiş de İnsaf be, insaf. Allahtan korkun. Bu işlere hangi mantık ve vicdan ile bakıyorsunuz? 



    Yani bakanın dürüstlüğüne inanmasam diyeceğim ki, birilerinin zenginleştirilmesi için Türk milleti kobay yapılıyor İktidarın en başarılı bakanı olduğuna inandığım Recep Akdağ nasıl bu yalana inandırıldı anlayamıyorum. Pekala harhangi bir grip gibi savuşturulacak bir hastalığı bu kadar büyük bir panikle lanse etmesi hakikaten akıllarda soru yaratıyor


    Bu nasıl bir panik böyle? Yoksa birileri bu ülkeye girip virüsü serpti de bizim haberimiz mi yok. 


    Ben açık söylüyorum, bu kadar açık ikaz ve uyarılara rağmen aşı dayatılacak olursa bu millete ihanet edilmiş olur! Florası, genetiği temiz, hala insan varlıkların yaşadığı Anadolu’ya işgalden beter bir darbe indirir. Düşünün bu toprakları, tohumları, damızlıkları. Tahıl öldü, çeltik öldü, meyve öldü hayvan öldü. Arı öldü bal öldü. Karpuz öldü kavun öldü buğday öldü


    Bir zamanlar da nüfus planlaması  adı altında bu milleti kısırlaştıracak aşılar yaptılar. Ve bugün biliyoruz ki, Türkiye’de kısırlık son on yılda yüzde 27 oranında artmış durumda...



    Ben bu konuda yazacak belki de son insanım. Lütfen hamiyet sahipleri ortaya çıksınlar ve şu meseleyi  millete izah etsinler. Özellikle aşılarla, genlerin nasıl tahrip edilebileceği konusunda  insanları aydınlatsınlar. Çoğu Siyonist baronlara ait olan ilaç fabrikalarını zengin edeceğiz diye, milletin kanıyla geniyle oynatmayalım!
    .

    SEN - SEVDİKLERİN - ÜLKEN  - İNSANLIK YOK EDİLİYOR UYANIN ARTIK.. BU İSRAİLİN EN BÜYÜK HEDEFİ..BOZULMUŞ TEVRATTA ÖYLE YAZIYOR ÇÜNKÜ...
     

    BU ADAMLARIN İNANCI, BU DA İSRAİLİN EN BÜYÜK İMANI,UYANIN ARTIK..

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/11/2009 - 2. Kuşçu Vak'ası olmasın
  • Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, 1960'taki kanlı ihtilalin hazırlığını 1958'de haber verdi, cuntacıları tek tek deşifre etti... Cuntacılar suçsuz bulunurken, Binbaşı Kuşçu 1 yıl hapse mahkûm edildi... Suçsuz bulunan subaylar 2 yıl sonra kanlı darbenin içindeydi... Kamuoyu, “AK Parti'yi devirme planı”nı deşifre eden vatansever askerin de aynı akıbete uğramasından endişe ediyor
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/4/2009 - Amerikancı Türkiyeliler
  • Amerikancı Türkiyeliler

     

    Türkiyeli İslâmcıların bu kadar Amerikancı olacağını hiç hayal edemezdim. Barack Obama karşısındaki tutumları, duruşları irkiltici. Yazılarında, konuşmalarında Hüseyin vurgusu ile sanki onun gizli bir Müslüman olduğu duygusu oluşturulmuyor mu?


     

    Tuhaf bir durum var ortada. Sağlıklı durup ortama bakmak mümkün değil. Bir kenarda durup olaylara, olanlara bakınca durumun vahameti daha bir belirginleşiyor. Zihni bozulma, karmaşa, karışıklık bütün kesimleri bir alabora gibi içine almış kasıp kavuruyor. Bu durumda kim Amerikancı, kim değil tartışması bile anlamsız kalıyor.

     

    Yıllar önce Kadıköy'de bir sahafta düzenlenen bir panele katılmıştım. Orada solun birkaç önemli ismi de vardı. Türkiye'nin durumu, Amerikancılık olayı gibi durumlar konuşuluyordu. Konuşmacılardan biri de bendim. Solun önemli yazarlarından biri 1960 darbesi, Anayasa, Türkiye'nin önünün açılması gibi durumlar konuşuluyordu. O sırada Hürriyet gazetesinde bir haber çıkmıştı. CIA bilgilerinde 1960 darbesinin arkasında ABeDe 'nin olduğuna dairdi. Buradan yola çıkarak, Türkiye'deki akımların, ideolojik hareketlerin dozunun alçalıp yükselmesini ABeDe' nin iradesiyle gerçekleştiğini, 1960 darbesinin de, sonuçlarının da buna bağlı olduğunu söylemiştim. Birden irkilmiş, bir süre bocalamış, sonra da "Erbakan'ın da Amerikancı olduğunu" söyleyerek ortamı bulandırmak istemişti. Dünyada herkes bilir ki en Amerikancı olmayan kişi Erbakan Hocadır. Zaten, bugüne değin ona karşı yapılan müdahalelerin tamamının arkasında ABeDe vardır. Dönemin anı kitaplarına bakılırsa nasıl olduğu görülür. Bunun en somut örneği 12 Mart dönemi başbakanlarından Nihat Erim'in anılarıdır. Birçok akımın arkasında ABeDe var.

     

    28 Şubat Süreci ile ilgili belgeler yakın zamanda piyasaya dökülür. Şimdi henüz sıcaklığını koruduğu için duruyor. Kimi şeyler yazılıp çiziliyor.

     

    Bu dönemde beni en çok düşündüren, üzen şey İslâmcıların -buna radikaller de dahildir- Amerikancılaşmasıdır. Bunun en somut örneği Irak işgali sırasında ses çıkarmayan, yutkunan, susan, bütün günahı Saddam'a yükleyerek kendini kurtarmaya çalışanların durumudur. Oysa Saddam ABeDe' nin çok iyi bir kuklasıydı, bir tetikçisiydi. Yıllar yılı orada tuttu, Iraklı Müslümanlara zulmetti. Peki ne oldu, o gitti, onun yerine yenileri geldi. Zulüm durdu mu? Ölen 1.5 milyon insanın durumu, kimyasal silahların etkisini taşıyanların durumu, sakatlar ve hâlâ toplu kıyamlar sürmüyor mu?

     

    Kürtler, PKK buna dahildir, Kürt kavmiyetçileri bütün güçlerini ABeDe 'den almıyor mu? ABeDe bağlılığı, hayranlığı, durumların gelişmesine göre artıp azalıyor.

     

    Türkiyeli İslâmcıların bu kadar Amerikancı olacağını hiç hayal edemezdim. Barack Obama karşısındaki tutumları, duruşları irkiltici. Yazılarında, konuşmalarında Hüseyin vurgusu ile sanki onun gizli bir Müslüman olduğu duygusu oluşturulmuyor mu?

     

    Ergenekon olayı da bunun bir sonucudur. Aylardır Ergenekon ile yatıp kalkanlar, kurtuluşu Ergenekon örgütünün çöküşüne bağlayanlar bir şeyin farkında değildirler. Bu, bir rol değişimidir, bir görev değişimidir. Aylardır bunu dile getiriyoruz. Hemen karşımıza 28 Şubat sürecinde yapılan zulümler anımsatılıyor. İyi de, o zulmü gene aynı merkez yapmıyor muydu? 28 Şubat süreci sonrasında kurulan üçlü koalisyonun arkasındaki güç kimse, daha sonra Millî Görüş hareketinin parçalanmasının arkasında da aynı güç var. İşte bu bir dönüm noktasıdır. O zamandan beri İslâmcıların, cemaat gruplarının ABeDeye bakışındaki değişim nasıl izah edilecek? Irak işgalini nasıl hazmedebiliyorlar? Orada yıkılan kültür tarihini, 1500 yıllık bir birikimi olan müzenin, kütüphanenin talanını nasıl algılıyorlar? Hülefa-i Raşidin Camii içinde başlarına kurşun sıkılan Müslümanların halleri içlerini hiç mi acıtmadı? Acıtmadı çünkü, iktidarda olmanın bir bedeli, bir mihnetiydi bu. Bunun karşılığında, aman iktidarımıza zeval gelmesin duygusuydu.

     

    Aylarca seçim meydanlarında bir biriyle kavga edenlerin, Mecliste Obama karşısında nasıl bir bütünlük içindeydi dersiniz? Ne fark var: ABeDe CHP'nin iktidar olma potansiyelini bir görse diğer Amerikancılarını hemen saf dışı bırakır. Mafya örgüt örneğini verişim boşa değil.

    Ergenekon olayında, kimi derneklerin ve kurumların ABeDeli misyoner örgütlerden beslendikleri çıkıyor ortaya. Aynı örgütün içinde bir başka ayak ise Malatya Zirve yayınevinde katliam yapılıyor. Bu nasıl bir açmaz?

     

    Kafa karıştırıcı bir durum. Türkiye insanı önce sekülelerleştirilecek, sonra laikleştirilecek, sonra Amerikancılaştırlacak, sonra da Hıristiyanlaştırılacak. İslâmcısı da Amerikancı, Çağdaş Yaşam Dernekçisi de? İşin ilginç yanı burası.

     

    ALİ HAYDAR HAKSAL

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/4/2009 - Çocuk Yetiştirme hakkında bir hikaye-Doğan Cüceloğlu
  • Sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim,
    Yazan: Doğan Cüceloğlu
    Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi
    olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi
    alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu
    özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel
    bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir
    öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o
    alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün
    bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve
    itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi
    oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana
    tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş,
    şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu
    biriydi.  
    Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra
    öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir
    üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak
    okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer
    yapıp profesör olmak istiyor.
    Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders
    çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally
    adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
    'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
    'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini
    '
    'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
    Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
    kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak
    kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda
    Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'
    Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir insan;
    o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' 

    dedi.
    O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
    erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde
    bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım.
    Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum
    ve o kişiyi kıskandım.  
    'Nasıl yani?
    ' dedim.
    'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği
    için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa
    ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla
    buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor.
    Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu,
    hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede
    kalıyor, geceleri ona bakıyor.'
    Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek
    eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala
    dış görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki
    pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği
    aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama
    baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer'
    diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi
    duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl
    etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş
    olmalıydı.


    Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
    Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada
    oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup
    olamayacağını sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim
    sizinle tanışmak isteyeceklerdir,'
    dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle
    konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,'
    dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin
    yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara
    uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
    Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme gidecektim;
    isterseniz beraber gidebiliriz,'
    dedi. Ailesine haber
    verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten
    sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında
    Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada
    buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi.
    Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
    Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi
    çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un
    torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar
    doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir
    davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi
    konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi
    çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum.
    'Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da
    çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım.
    Biz böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim diken diken oldu. 
    Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık
    alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek
    konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da
    vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara
    kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına
    kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki
    öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz
    çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz
    hizasına inerek konuşuyorsunuz!'
    dedim. Bana biraz şaşkınlıkla
    gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle
    bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde
    bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?'
    diyordu.

    O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

    Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi
    Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle
    ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme
    havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin
    zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında
    telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten
    arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek
    için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka
    bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize
    durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta
    biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le
    randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat
    etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme
    olanağı kaybolmuş.

    Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği
    belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az
    işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık
    duygusu, bir 'keşke' olmayacak.

    Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'

    'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman
    geçirirdi.
    Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle
    biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'
    . Gülümseyerek,
    'Nereden biliyorsun?' diye sordum.

    'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan
    çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

    Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
    karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da
    acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce
    kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi
    çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı.
    Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.  

    Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle
    ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım
    kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne
    yapabilirim?'
    sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.
    Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun
    davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally,
    içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya
    yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze
    konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen
    güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın'
    , mesajı alır ve
    çocuğun CAN'ı beslenir.

    Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum,
    seni özledim', mesajını güçlü olarak verir.
    Çocuk bu
    mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel
    mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık
    biriyim!'
    diye yoğrulur.

    Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş
    boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/4/2009 - Küçük Bir Hikaye
  • KÜÇÜK BİR HİKAYE
     Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay şöyledir: Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce.

    Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Peki nasıl olmuş da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmış ? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalı.

    Böylece adam çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar. Sonra nereden çıktığını farkedemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle... Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmektedir...

    KALBİNİZDEKI SEVGİYİ ASLA ÖLDÜRMEYİN, SİZİ SEVENLERİ ASLA TERKETMEYİN !
    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Ey Anadolu Gençliği Akıllı ol!

    Son Yazılar

  • domuz gribi tehlikesi
  • 2. Kuşçu Vak'ası olmasın
  • Amerikancı Türkiyeliler
  • Çocuk Yetiştirme hakkında bir hikaye-Doğan Cüceloğlu
  • Küçük Bir Hikaye
  • Convert to islam
  • Yılın Fıkrası
  • KALP KRİZİ VE SICAK SU
  • MUHSİN YAZICIOĞLU İLE İŞKENCELİ GÜNLER...
  • feng shui meditacion
  • Erdoğan’ın kızının resmini görünce utandım
  • Recm cezasının hikmeti nedir? Sevgi dini olan İslamiyet neden
  • Recm cezasının hikmeti nedir? Sevgi dini olan İslamiyet neden
  • Neden sabah namazi dunya ve icindekinden hayirlidir?
  • Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a
  • TSK, bir dernek mi?
  • Ünlülerin gerçek yüzlerini gösteriyoruz! FOTO GALERİ
  • Alkol Ihtiva Eden Ilaclar ve Yol Actigi Problemler
  • Harika Makina
  • Mesane ve Ayakta Idrar
  • ERGENEKON adı yanlış.
  • Darbeci ulusalcılar ülkemizi komünist-ateist yapamayacak
  • Çete tasfiye edilemezse Türkiye edilecek
  • Balbay'ın gizli video kaydı!
  • Savcının elinde gizli tanık var!
  • Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım

    Reklam

  • RADYO AS İSTEK HATTI



    Sayfa: 1 - Toplam: 74
    | Sonraki Sayfa>

    RADYO AS İSTEK HATTI
    Yayını Farklı Pencerede Dinle
    Media Playerde Dinle
    24 Saat online Kuran
    24 Saat Mealli Hatim
    Free Web Counters